Yol
29/11/2008 ·
İzmir bugün çok soğuktu, yine de sokaklarını yürüdüm, kalabalık ve gürültülüydü. Sonra düşündüm, şu üzerime üzerime gelen kalabalık, kimdi bu insanlar? Ne kadarını tanıyacaktım? Kaçını görecektim bir daha? Gördüğüm yüzlerce yüzde yüzlerce hayat sezdim bir an. Her bakışta üzerinde yürüdüğümüz sokak değişiyordu ya adeta, hepsinde ortak bir nokta vardı, sokak herkes için kuru bir kalabalıktı.
Kaçamak bakışlar gördüm bana atılan, binbir beklenti ve umut doluydu hepsi. Gözler hep arıyordu ya neyi aradığını bilmiyordu bazen de. İnsanlar sadece gördüklerinden ibarettiler hatta, görebildikleri, olabileceklerini sandıkları ideallerle kurulu bir hayal diyarında, gördükleri bedenlere sahip olduklarını hayal ediyorlardı adeta. Uzun, kırçıllı montu ve boynuna doladığı o kalın tüylü gri atkısıyla bu çoçuk ne kadar hoştu! Sonra bir an için insan kendini, onun yerinde hayal ediyordu. Onun hayatını birkaç saniyeliğine yaşamayı hayal ediyordu. Tüm bunlar değerlendiremediğimiz hayatlarımızın tembellik noktalarıydılar. Her zaman yapamamak için yeterince neden yaratıp aslında sahip olduğumuzda çok daha farklı bir hayat ve bakış açısı kazanabileceğimizi sandığımız, sonucunda da boşa geçirdiğimiz hayatlarımızdı var ettiğimiz.
İzmir bugün soğuktu, deniz öyle karanlıktı ki bir an için sonsuzluğu görür gibi oldum derinliklerinde. İskeleye yaklaşan birkaç gemi oldu aynı anda, üzerleri kalın, ellerinde çantaları olan kadınlı erkekli sel aktı geçti turnikelerden. Birkaç tane de çocuk gördüm aralarında annelerinin ellerine sıkı sıkı yapışmış, soğuktan burunları kızarmış, birbirlerine yaklaşmışlardı...
İnsanlar doluştu gemilere, ardından herkes ayrı bir yere... Kimi güneye kimi kuzeye, kimi sevgilisinin koynuna kimi anasının sıcak çorbasına...
Ben, İzmir' de, soğuğa karşı yürüdüm öylece. Gideceğim yerler vardı ama gitmek istemedim. İnadına, rüzgara karşı yürüdüm, şuursuzca, bir neden aramadan... Beklenti içine girmeden, mucize beklemeden, çok bildik bir anı yaşadım yine, boşlukta süzüldüm öylece, insanlara aldırış etmeden... Sonra özledim o çok uzakta kalan hissi. Sarılmayı ve uyumayı ne kadar özlediğimi bir kez daha fark ettim. Kaygısızca, ben sonsuza dek süreceğini sanarak, düşünmeden uyumayı özlediğimi fark ettim o sıcaklıkta. Sonra umut etmeyi tekrar bir yana bıraktım; yürüdüm gittim.
Yorum (1) Yorum yaz!
Uyku
1/11/2008 ·
Bugün de bitmek üzere. Düşününce, " Elimde ne kaldı?" diye, aklıma koşuşturmalarım geliyor hayal meyal. Aniden nasıl parladığım ve nasıl sakinleştiğim... Bir gün daha bitiyor ve ben boşa harcanmış hissediyorum, her zamanki gibi. Pek çok şey erteledim, bi çoğunu asla yapmayacağımsa bariz ortada ama bıkmadım, usanmadım, kendimi kandırmaktan, bir de uzun cümleler kurmaktan...
Seneler geçiyor; aylar geçiyor; günler geçiyor; saatler geçiyor; dakikalar geçiyor; saniyeler geçiyor. Rüzgar esiyor, şiddetli ılık ve gerçek. Rüzgar esiyor, sakin soğuk ve gerçek. Gerçek: uçsuz bucaksız ağaçlar gibiyiz. Gerçek: her saniye esen rüzgar bizi daha güçlü ya da daha cılız kılıyor. Gerçek: yağmur yağıyor, ıslanıyoruz. Sonra büzülüp kabuklarımıza çekiliyoruz... Nefes aldığımız her an köklerimiz, her saniye daha fazla sararken toprağa kendini, şımarıklık edip yerlerimizden şikayet ediyoruz. Biraz daha güneş alan veya daha güzel manzaradan yer kapabilme sevdasındayız.
Bugün de bitiyor. Bugün, dün olmakta... Uykum geliyor, uyumama saniyeler kala.
Yorum (yok) Yorum yaz!
Son Olarak
1/11/2008 ·
Sessizce çıkacaksın ki yola,
Seni hedefinden alıkoyan olmasın.
Ve giyineceksin sıkı sıkı;
Yarı yolda kalmamak için.
Şimdi sert rüzgarlar esiyor.
Hayatı seveceksin ki içtenlikle,
Sevgin içinde hayat bulsun.
Sonra çekeceksin panjurunu,
Kilitleyeceksin kapını,
İçeri kimseyi almayacaksın.
Eğer içeri alırsan birini,
Elbet birgün dışarı çıkmak isteyecektir
Ve eğer giderse vakitsizce, aniden,
Sessizce çıkacaktır yola
Sıkı sıkı giyinmiş olarak.
Bil ki, giden geri gelmeyecek.
İşte bundan sonra
Dünyayla senin aranda bir perde!
Hava mı çok soğuk,
Yoksa kalbin mi?
Bilemeyceksin.
Öyle çok özleyeceksin ki!
Terkedilsen de, onun için dünyanın
En güzel, en samimi şiirini yazmak,
Bir yükümlülük olacak senin için adeta
Ve yazmayı bitirdiğinde bileceksin ki,
O asla okumacayak.
İşte bu yüzden
Kalbin daha da çok kırılacak.
Yorum (yok) Yorum yaz!
Basit
1/11/2008 ·
Hoşuma gideni duymayı, hoşuma gitmeyeni duymazdan gelmeyi öğrenmişim bak. Bir tek sana anlatıyorum bunları günlüğüm. Masadan kalkınca, yani senden ayrılınca günlüğüm, muhtemelen sokağa çıkacağım. Sevmek ve sevilmek için bir neden bulacağım kendime. Pas tutmuş merdivenlerin tırabzanlarından sürtüne sürtüne ineceğim. Hayal etmesi zor değil, tam çıkacakken apartmanın kapısından yaşlı teyze yolumu kesecek yine. Birer çay içmeye davet edecek beni. Başka bir arkadaşı olsa eminim benden medet ummazdı. Zoraki sohbetlerimiz ne onun için ne de benim için pek keyifli geçmiyor çünkü. Hareketlerimden, konuşmalarımdan, hayata bakış açımdan hiç hoşlanmıyor biliyorsun. Bugün hava yağmurlu, romatizma ağrıları artmışsa eğer ki muhtemeldir, onu atlatırım sanırım. Sonra hafif çiseleyen, kapalı bir havada başlarım dolanmaya. Mahallenin yolları dardır bizim, yol kenarlarında asfalttan yer bulabildiğince açmış çiçekler vardır, çimenler vardır. Papatyalar sarardı yıllar önce buraları. Bilmiyorum anlatmış mıydım? Çingeneler buradan papatyaları, gelincikleri toplar az ilerideki bakkaldan ambalaj kâğıdı alıp yine az ötedeki halı sağ tribünlerinde oturup bir yandan futbol maçını izler bir yandan da çiçekleri dizerlerdi kâğıtlara. Ara sıra çiğdem satan yaşlı beyaz saçlı aksak bir amca gelir ucuza satardı çekirdeklerini bu insanlara. O zamanlar boyum daha kısa olduğundan ben tırmanamazdım kolay kolay bu tribünlere. Ben diyeyim 10 metre, sen de 20 metre yüksekliğindelerdi tribünler. Çok yüksekti anlayacağın. Şimdi mi? Tabi ki en üstüne kadar çıkabiliyorum. İki sene geçti bu anlattıklarımın üzerinden. Sen yoktun o zamanlar ben vardım bir. Arada sırada Legolarımdan yaptığım robotlara anlatırdım bunları. Onları da nasıl özlüyorum bir bilsen… Kuzenim oynasın diye verdiler oyuncaklarımı. Aslında ben vermek istedim. Anneme dedim ki, “ben büyüdüm artık onları kuzenim oynasın”. Ama çok özlüyorum oyuncaklarımı. Hele hele su tabancam hala rüyamda hayallerimde…
Dün değil de ondan önceki gündü, televizyonda çocukların tabancadan oyuncaklarla oynamaması gerektiğini söyledi bir kadın. Nedenini de anlattı ama ben pek anlamadım. Neden oynamamalıymışım ki oyuncaklarla? Babam erkek çocuğunun elinde ufakken daha tabanca olmalı der hep. O kadın, babamdan daha çok şey bilecek değil ya?
Hala gülüyorum! Bundan beş yıl önce böylesine deli divane bir hevesle yazdığım bir günlüğümün olduğunu bile hatırlamıyordum. Madem başlamışım, yazmadan bırakmak istemedim şimdi seni bulunca… O tribünlereyse artık çıkmadığımı söylememe gerek yok bile sanırım. Çocukluk işte neylersin? Şimdi hep okul dersler var sevgili var. Eskidenmiş o fırlamalıklar, ağaçlara tırmanmalar daha neler neler… Büyüdük artık ne de olsa lise öğrencisi oldum koskoca. Sınavlar hep kopya, sınıf geçişim ite kaka. Var mı böylesi dünyada? Neyse çok uzattım böyle bir saçmalığa devam etmeye zamanım yok benim. Şimdi okuldan arkadaşlar geliyor. Seni saklayayım ki görmesinler bu utanç verici şeyleri.
Yorum (1) Yorum yaz!
Gün Doğumu
1/11/2008 ·
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::